Adalet mi yoksa unutmak mı?
29.01.2017

2012 yılında ‘En İyi Yabancı Film’ dalında Oscar kazanan ‘Ayrılık’ (A Seperation) filmi ile birlikte gönlümüzde özel bir yer edinen İranlı yönetmen Asghar Farhadi mantığımız ile kalbimiz arasında gel-gitlere yol açacak son filmi ‘Satıcı’ (The Salesman) ile yeniden karşımızda.

Derya Canan Güzel derya.guzel@aksam.com.tr


Tahran’da geçen filmde, tiyatro ile uğraşan genç çift Emad ve Rana’ın yeni taşındıkları dairede eski kiracıyla bağlantılı bir olay sonucu Rana’nın saldırıya uğramasıyla gelişen olayları izliyoruz. Her ikisi de yaşadıkları travma ile baş etmeye çalışırken, bu arada ilişkilerindeki değişen dengeler ister istemez sahneye koydukları oyuna da yansıyor. Emad ve Rana’nın yaşadıklarıyla yüzleşme ve iyileşme süreci kişiliklerinin de bambaşka taraflarını ortaya çıkarıyor. Emad, bir yandan okuldaki öğretmenlik işine gidip gelerek hiçbir şey olmamış gibi hayatını sürdürürken dışarıya göstermediği, içten içe biriktirdiği öfkeyle saldırganı bulmak için intikam planları yapıyor. Rana ise tiyatro oyununun provalarına geri dönmesine rağmen işine adapte olamıyor ve üzüntüsünü kimselere hissettirmeden, sessiz sedasız yaşamaya çalışıyor.


İnsan ilişkilerinin binbir yüzü
İçinde bulunduğu toplumun olaylara ve ilişkilere bakışını tüm netliği ve gerçekteki gibi bütün karmaşıklığıyla ele alan Asghar Farhadi, seyirciyi yine aklında sorularla evine gönderiyor. Unutmak mı yoksa ödeşmek mi daha rahatlatır? Herkes yaptıklarından sorumlu iken senin ‘adalet’ duygun başkalarının hayatlarını nasıl etkiler? Ya da adaleti sağlarken vicdanını susturabilir misin? Farhadi, bir adamın gözünden çaresizlik, diğer adamın gözünden ise öfkeyle adeta biz seyircileri de sınıyor. Her bir cümlesi, karakterlerin her bakışı, gördüğümüz sahnelerin daha sonra nasıl bağlandığı ile yönetmen adeta ilmek ilmek filmi işliyor.


Güçlü bir hikâye
Yönetmenin daha önceki ‘Ayrılık’ ve ‘Geçmiş’ filmlerinden alışık olduğumuz gibi insan ilişkilerinin karmaşıklığı haklı-haksız ayırt etmeden, olduğu gibi gözümüzün önüne serilirken, film boyunca ister istemez kendimizi ‘Ben olsaydım… ’ ile başlayan cümleler kurarken buluyoruz. İran gibi hızlı değişen bir toplumun belli sosyal dinamiklerine de alt metinlerde değinen film, ismiyle Emad ve Rana’nın sahneye koydukları Arthur Miller’ın ‘Bir Satıcının Ölümü’ oyununda da geçen toplumsal sınıfın değişimine ve insan ilişkilerine dair söylediklerine gönderme yapıyor. İranlı oyuncular Shahab Hosseini ve Taraneh Alidoosti’nin başrollerini paylaştığı filmde, özellikle Emad rolüyle Hosseini’nin etkileyici oyunculuğu öne çıkıyor. ‘Satıcı’ hayatın anlardan ibaret olduğu ve ‘bir anda’ değişebilen, ‘bir anda’ bitebilen hayatlara, ilişkilere dair tek bir yanıtı olamayacak kadar çok boyutlu ve güçlü bir hikâyeye hayat veriyor.